EMOJİLERİ NEDEN BU KADAR SEVİYORUZ?

İletişim yolunu değiştiren bu küçük gülen suratlar, sadece iletişimde değil, moda, dekorasyon hatta yakında filmlerde bile rol alarak yeni dünya kültüründe yerini almaya devam ediyor.

Yeni bir dil

Gerek iletişimin, gerekse sosyal medyanın eğlencesi olarak görülen emojiler,  kullanımı artıkça yeni bir dil olarak mı görülüyor.

Yapılan araştırmalarda, emoji kullanıcılarının, genç nüfusun ötesine geçtiğini gösteriyor. Örneğin, İngiltere’de yetişkinlerin %80’i yazılı mesajlarında emoji kullanırken, %40’ı ise sadece emojilerden oluşmuş yazılı mesaj kullanıyorlar.

Emojiler, içerdikleri anlamlarıyla yaygınlaşırken, bazıları; dilin farklı bir formda olabileceği ve bu formun görsel semboller olabileceği konusunda hemfikir… Aslında, günümüzün yazı dili, tıpkı emojiler gibi eski dil sembollerini içeriyor ve emolojinin ana vatanının Japonya olması tesadüf değil. Sosyoloji uzmanı John Clammer’ın da belirttiği gibi; Japonya,  karışık el yazılarıyla ve görsel kültürleriyle ön plana çıkmış bir ülke.

Bu çerçevede düşünecek olursak, emojiler bizi çağ öncesi mağara çizimlerine mi geri götürecek. 2015 Oxford Sözlüğünde  “Yılın kelimesi ‘nin bir kelime değil de, bir piktograf olduğunu biliyor muydunuz…

emoji-sosyal-medya

Profesör Viv Evans’a göre, “mutluluktan ağlayan surat” görsel bir imgedir, bir sembolde birden fazla kelimeyle ifade edebileceğimiz bir duyguyu iletiyor”

Emojiler, iletişim dilinde kelimelerin hatta deyimlerin bile yerine geçebilir. 2015’de Emogy tarafından yapılan bir araştırmaya göre, emoji kullanımının artışıyla birlikte, online iletişim de kısalmaya başladı. İnternet argosunun da değişmeye başladığını,  LOL gibi genel kısaltmaların eskisi gibi sık kullanılmamasından anlıyoruz.

Benzer sonuçlar Valencia Üniversitesi’nden de geliyor. Whatsupp’daki “başparmak yukarı” emojisi, tek başına kullanıldığında, birden farklı anlam içeriyor; kabul etmek, onaylamak, beğenmek, başarmak vs…

Mevcut 1282 Unicode karakterinin, insan psikolojisinin derinliklerini ifade etmeye yetmiyorsa, sadece emojilerden yazılmış olan iki romanı örnek alabiliriz; ‘Alice harikalar diyarında’ veya ‘Moby Dick’ pardon ‘Emoji Dick’.

Emojillerin kullanımının arttığını görsek bile, bu, sembollerin yazı dilimizin yerini alacağı anlamına gelmiyor. Emoji kullanımı, metinin içerisinde yer aldığı zaman, dilin daha yaratıcı formu olarak görülüyor ve bu semboller, kendimizi daha iyi ifade etmemizi sağlıyor. Emojiler sadece kelimelerin yerini almıyor, bundan daha öte önemli bir rol oynuyor.

Getting emoji-onal (Duygusal hale gelme)

Aslında, emojiler, duyguların bir sembolü olarak yaratıldı ve aynı noktalama işaretleri gibi duyguları ifade etmek için kullanılıyor. Alay ve espri gibi, yazı dilinde ihtiyaç duyulan vücut dilini ve vurgulamayı temsil ediyor…

Bu noktada kritik olan konu şu; psikolog Albert Mehrebian’ın  7%-38%-55%  kuralı. İletişimde mesajın anlaşılmasında mesajı ileten kişinin beden dilinin %55’lik bir öneme, ses tonunun %38’lik bir öneme, kullanılan kelimelerin ise sadece %7’lik bir öneme sahip olduğu belirlenmişti.  Kullanılan kelimeler dışında, tüm iletişimin; kelimeleri nasıl söylendikleri, jestler, tonlama, konuşma hızı belirler.

Emojilerin ilişkilerde ve iletişimde empati kurmaya teşvik ederken, duygusal tepkileri de tetikliyor. Bazı çalışmalar, mesajların içinde yer alan olumsuz emojilerin okuyucuda olumsuz etki bıraktığını gösteriyor. İş ile ilgili iletişimde kullanılan emojiler zaman zaman reddetme, talepte bulunma veya şikâyet gibi olumsuz mesajlar da verebiliyor.

Örneğin, gülümseme işaretini ele alalım. Yakın zamanda yürütülen bir çalışma, okuyucuların, sonunda gülücük yer alan ve yer almayan bir iş maili karşısında verdiği tepki üzerine yoğunlaşıyor.

Çalışmada kullanılan mesaj şu:

“Toplantıya katılamayacağım, çünkü saati personel toplantım ile çakışıyor. Kaçırdığım şeyleri bilmem için bana mail at.”

ve

“Toplantıya katılamayacağım, çünkü saati personel toplantım ile çakışıyor. Kaçırdığım şeyler için bana mail at :-)”

Katılımcılar, ikinci mesajı daha az olumsuz buldular, daha az “profesyonel”, fakat birinci mesaja göre daha arkadaş canlısı.

Üç noktalama işaretinin bizi daha arkadaş canlısı yapması biraz tuhaf değil mi? Aslında, kişilerin ifadelerini yorumlarken kültürel olarak yüzlerine şartlanıyoruz.  Adelaiade Üniversitesi’nden sinirbilimci Owen Churches; gerçek yüzde görülen ifade ile emojinin görülmesi, beynin aynı bölgesini harekete geçirdiğini belirtiyor.

Psikologlar aynı zamanda, emojilerin duygusal farkındalığımızı artırmaya yardım ettiğini ve kendi duygularımız konusunda daha bilinçli olmamızı sağladığını söylüyorlar.

Duygularımızı daha iyi tanımlamaya başladığımız zaman, diğer insanların duyguları konusunda da daha hassas olmayı başarabiliriz.

🙂 ile söyleyin 

İletişimde yaygın olarak “olumlu” emojileri daha sık kullanıyoruz.

2015 SwiftKey raporuna göre; dünya çapında kullanılan emojiler arasında mutlu yüzler (göz kırpmalar, öpücükler, gülümsemeler, sırıtmalar dahil) %44.8 oranında kullanılırken, üzgün ve kızgın yüzler %14.33 oranında kullanılmış. En sık kullanılan kategorilerden biri ise kalpler (%12.5) olurken, el jestleri (onaylama, zafer işaretleri) pozitif anlam taşıyan diğer emojilerden.

emoji-ifade-kullanim

Bu tablo, hepimizin mutlu veya aşık olduğumuz anlamına elbette ki gelmiyor. Kişilerin sosyal medyada kendileri hakkında daha olumlu izlenim elde etme eğilimi, (buna etkileme yönetimi diyoruz) pozitif emojilerin kullanım oranının yüksekliğini açıklayabilir.

Yanlış anlaşılmaya izin yok!

Bu konunun en ilginç yanı ise; hepimizin emojileri “farklı” yorumlaması.

Minnesota Üniversitesi’nden bir grup araştırmacıya göre, kişiler, durumların %25’inde, bir emojinin olumlu mu, olumsuz mu yoksa tarafsız anlam mı içerdiğine emin değiller.

Katılımcılar arasında emoji anlamları konusunda büyük tutarsızlıklar olduğu da gözlemlenmiştir.

emoji-farkli-algilama

Emoji kullanımındaki kültürlerarası farklılıklardan söz edecek olursak, konu daha da karmaşık bir hale geliyor. Bir çalışma, Japon bloggerların, Amerikan meslektaşlarına göre daha fazla emoji kullandıklarını,  Amerikalılar’ın emoji seçiminde daha “direkt”, Japonlar’ın ise daha çok yazıları süsleme amaçlı oldukları gözlemlenmiş.

Asyalı kullanıcılar da emojileri  fazla sevenlerden. Slovenya’daki Jožef Stefan Institute’daki araştırmacılar; coğrafik olarak kodlanmış 17m tweet’i analiz ettiklerinde şu sonuçları elde etmişler. Emoji içeren tweet kullanımında %26,3 ile Asya ilk sırada yer alıyor. Kuzey Amerika, Doğu Avrupa ve Avustralya gibi birinci dünya ülkeleri nesne ve sembolleri tasvir eden emojiler kullanırken, diğer ülkeler duygularla ilgili emojiler kullanıyor.

Yüzünü tanı!

Emojiler, kişiliğimiz hakkında da çok şeyi dışa vurur.

Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre; hoşgörülü ve uzlaşmacı kişiler sosyal medya platformlarında daha fazla emoji kullanıyorlar. Hoşgörülü ve uzlaşmacı olma, gerçek dünyada da iletişimle ilişkilendirilir. Bu karakterdeki kişiler daha fazla gülümser ve karşısındakiyle konuşurken daha cesaretlendirici kelimeler kullanır.

Sosyal güç ve emojiler arasında da güçlü bir bağlantı vardır ve etkili sosyal medya kullanıcıları gönderilerinde diğerlerine oranla daha sık emoji kullanırlar.

Emoji kullanımında cinsiyet de önemli bir rol oynar. Çalışmalar, kadınların erkeklere oranla daha fazla emoji kullandığını gösteriyor. Emoji araştırma grubuna göre; kadın kullanıcılar grafik sembollerinin, iletişimi daha zenginleştirdiğini dile getiriyor. Başka bir rapora göre, kadınlar emojileri daha geniş bağlamda kullanırken (çoğunlukla duyguları ifade etmekte), erkekler daha çok alay ve iğneleme için kullanıyor.

Kişinin, kullandığı emojilere göre mesleğini de tahmin etmek zor değil…  Rochester Üniversitesi’nden araştırmacılar, masa başı çalışanlarının, daha fazla emoji ve ifade kullandıklarını, IT uzmanı, pazarlamacı gibi daha aktif mesleğe sahip olanlara oranla daha negatif ifadeler kullandıklarını belirtiyor. PR uzmanları ve tasarımcılar da diğer mesleklere oranla fazla emoji kullanıyor.

Emojiler, siyasi eğilimleriniz hakkında da fikir verir. Örneğin, Linkfluence tarafından yapılan içerik analizine göre, Fransız bayrak emojisinin, ağırlıklı olarak merkez sağ politikacılar hakkındaki tweetlerde kullanıldığı belirtiliyor.

Bir gülen yüzde, bir burnun varlığı gibi küçük bir ayrıntı bile, onu gönderen kişi hakkında bir fikir verebilir. Stanford Üniversitesi “ifadelerde üslup farklılıkları” konusunda yaptığı analizde, 38 milyon tweeti incelemiş ve “:)” ve “:-)” ifadelerinin aynı anlama gelmediğini ortaya koymuştur. Tweetlerine burun ekleyen kişiler, genelde daha fazla yazma ve daha az kısaltma kullanma eğilimindelerdir, aynı zamanda daha az yazım hatası yaparlar. Burunsuz ifade kullananlar ise yazılarında daha fazla kısaltma kullanmaktadırlar. Aynı zamanda “burunlar” diğer gruba göre daha genç ya da genç eğilimleri olan kişilerde görülür.

Nasıl? Öyle görünüyor ki, yazılı iletişimde kullandığımız bu masum ifadelerle, farkında olmadan kendimizle ilgili birçok şeyi ele veriyoruz 🙂

Aleksandra Atanasova

PAYLAŞ: